Bilim, Bilim Politikası

Genç bir bilim insanından Celal Şengör’e dair

Az çok takip edenler bilirler: Celal Şengör’ün Evrim Ağacı yayınına katılacak olması nedeniyle bir süredir sosyal medyada çeşitli tartışmalar yürüyor. Tartışmaların verimliliği ve düzeyi fazlasıyla düşük olduğundan derdimizi anlatan derli toplu bir şeyler karalamak istedim. Anlamak istemeyen zaten anlamıyor, en azından anlamak isteyenlere bir bakış açısı sunalım.

Celal Şengör Kimdir?

Konuya buradan başlamak, geri kalan tartışmaların anlaşılması açısından önemli. Şengör, Robert Kolej’den mezun olduktan sonra Amerika’da eğitimini tamamladı ve 12 Eylül Darbesinin hemen ardından 1981 yılında İTÜ Genel Jeoloji Kürsüsünde asistan olarak görevine başladı. Sonrasında Jeoloji alanında birçok çalışma yaptı, Türkiye ve dünyada birçok önemli ödülün sahibi oldu.

Lakin Celal Şengör bu çalışmalarıyla gündeme gelmek yerine mensubu olduğu sınıfın çıkarlarını korumak üzere yaptığı açıklamalarla gündemde kalmayı tercih etti. Bu ne demek? Dünyanın birçok yerinde akademik ortamı gören Şengör, Türkiye’de akademinin tabanına dinamit koyan YÖK’ü savundu. Bunu ben demiyorum, kendisi Kenan Evren’in yaptığı her şeyi “istisnasız” onayladığını söylüyor [1]. Kendisinin burada yapılan kıyımı görmediğini iddia etmek herhalde saflık olur.

Dönemin en çok ses getiren ve kazanımla son bulan 50/d eylemlerinde, gencecik akademisyenler gazla, copla, tehditle susturulmaya çalışılırken Şengör yapılanın doğru olduğunu savunuyor, çarşaf çarşaf yazılar yazıyor, birçok kıyıma imza atan İTÜ Rektörü Mehmet Karaca’yı savunuyordu. (Ezgi Başaran’ın Mehmet Karaca icraatları konulu sansürlenen yazısı [2], Celal Şengör’ün konuyla ilgili neresinden tutsanız elinizde kalan mektubu [3] ve o dönem Asistan Dayanışması direnişçilerinin cevabı [4])

Ancak Şengör’ün esas insanlığını sorgulatan girişimi Kenan Evren’i savunacağım derken işin suyunu çıkardığı “dışkı yedirme” mevzusu oldu. 12 Eylül Darbesi ile birlikte yapılan işkencelerin travmaları halen atlatılamamışken, 2015’te verdiği bir röportajda Şengör, “dışkı yedirmenin işkence olmadığını” savunan bir açıklama yaptı. Yok onu dedi, yok önceki cümlesi önemliydi falan diye savunma yapmaya gerek yok. Bu başlı başına dehşet bir yaklaşım. Öyle ki aynı röportajda Deniz Gezmiş’e eşkıya demesi bile o kadar dikkat çekmedi. Yine de Şengör’ün röportajında ilgili kısma göz atalım:

Ben bunların yendiğini gördüm. Bir gün San Diego Hayvanat Bahçesi’nde goriller birbirlerine dışkılarını ikram ediyorlardı. Onlar da bizim gibi primatlar. Gayet güzel, hiçbir şey de olmaz. Meselâ jeolojinin kurucularından olan William Buckland’ın hayvanlar âlemindeki her şeyi tatmak gibi bir merakı vardı: Dışkı ve sidikler dâhil. Bu bilgisi sayesinde Napoli’de San Gennaro’nun kanı zannedilerek kutsal bir mucizenin olduğu sanılan bir yerde akan şeyin kan değil, yarasa sidiği olduğunu teşhis ederek, kutsal mucizenin de palavra olduğunu ispat etmişti! Yani dışkı pis bir şey değil ki. Sen sidiğini içmez misin?

O müthiş bilimci Celal Şengör, darbe savunuculuğu yaparken bilimi de buna alet etti, yalnız bilmediği bir şey vardı. Söylediği şeyler bilimsel olarak da temelsizdi. “Goriller = Primat, İnsan = Primat; goril dışkısını yiyor, o zaman insan da dışkısını yiyebilir” yaklaşımı en hafif tabirle bilim dışı, ağır tabirini siz yerine koyun. Yani, “Ama o çok iyi bir bilim insanı :(” cümlesi söz konusu faşizm olunca pek bir şey ifade etmiyor.

Sadece bunlar değil, Şengör’ün faşizm hikayeleri anlatmakla bitmez. Her daim düzenin yedeği olan, düzenin bile vazgeçtiği aktörleri savunmaktan bıkmayan Şengör, Marx’a zırva dediğinde şaşıracak bir şey kalmamıştı zaten. Kaldı ki eğer bunca şeyden sonra Şengör, Marx’ı övmüş olsaydı, ben de döner nerede yanlış yaptık diye bir bakardım.

Neye karşı çıkıyorum?

Esasen yukarıda yazılanları okuduktan sonra karşı çıkılan şey ortada. Ancak son birkaç gündür içine düştüğümüz seviyesiz tartışmalar gösterdi ki bunların hiçbirisi Celal Şengör savunucuları açısından önemli değil. Bu nedenle bir kez daha madde madde açıklamakta yarar var.

  • Öncelikle Evrim Ağacı elbette istediği konuğu davet etmekte özgürdür. Bu noktada eleştirilmeyi de göz önünde bulundurduğundan eminim. Ben de tam olarak bu eleştiriyi yapıyorum. Evrim Ağacı gibi yıllardır emek verilen bir işte, adı faşizmle anılan bir şahsa yer verilmesini fazlasıyla sakıncalı buluyorum. Eğer konu jeoloji ise bu alanda gayet iyi çalışmalar yapan Türkiyeli saygın jeologlar mevcut. Onlardan biri de pekâlâ davet edilebilirdi. Eğer konu popülarite ise Türkiye’nin en fazla takipçisine sahip bilim oluşumu Evrim Ağacı’nın böyle bir şeye ihtiyacı olmadığı ortadadır. Takipçilerden ne kadar talep gelirse gelsin Evrim Ağacı’nın o ya da bu şekilde faşizme alan açma konusunda tavrı net olmalıydı.
  • Celal Şengör, yukarıda çok kısa özetini verdiğim geçmişinde, faşizmi desteklemekle kalmamış, birçok kez onu aklama çabasına girmiştir. Bu tavrıyla bilimsel kimliğine gölge düşürmüş, birçok kez de uzmanı olmadığı alanlarda konuşarak bilimi çarpıtma girişiminde bulunmuştur. Bu anlamıyla Celal Şengör’ün muhteşem bir bilim insanı olduğu iddiası çöker. Elbette jeoloji alanındaki çalışmalarını değerlendirmek bana düşmez. Ancak yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi insan dışkısı yedirme işkencesini bilimsel kavramlarla açıklamaya çalışması açıkça bilim dışıdır.
  • Celal Şengör’ün televizyon programlarına çıkıp elitizm savunusu yaptığı kayıtlarla sabittir [5]. Enver Aysever’in Aykırı Sorular’ına katıldığında yaptığı elitizm tanımı her ne açıdan bakılırsa bakılsın yanlıştır. Bu durumda ya Şengör elitizmin ne olduğunu bilmiyor ya da açıkça elitizm tanımlamasını çarpıtıyor. Şengör’ün programdaki utangaç, çarpıtılmış tanımlaması esasen “Aptalı Tanımak” kitabında açıkça yer alıyor. Daha önce Cumhuriyet Bilim Teknik’te yayınlanan “Elit Düşmanlığının Ayyuka Çıktığı Ülke” başlıklı yazısında, etimolojik açıklamalardan sonra yapılan elitizm güzellemesinde Fransız Devrimi’ne saldırmaktan da geri durmuyor. Yazı esasen dönemin Ergenekon ve Balyoz operasyonlarını eleştirmek üzerine kuruluyken, şu sözlerle tamamlanıyor: “Zorda kalan ülkeleri ayak takımı değil, elitleri kurtarmıştır.” Tarihsel açıdan bakıldığında ise ülkeleri kurtaranın, o “ayak takımının” örgütlü mücadelesi olduğunun tartışılacak bir yanı yoktur.
  • Youtube videolarında da görüldüğü gibi devasa bir kütüphaneye sahip olan Celal Şengör’ün bu tutumunun cehaletten kaynaklandığını tabii ki iddia etmeyeceğim. Cumhuriyetin kurulduğu yıllardan beri zengin olan bir ailenin ferdi olan Celal Şengör şüphesiz ki bu sınıfsal konumundan faydalanarak çok şey okumuş, çok yer gezmiştir. Söz konusu tutumu ise tam olarak bu sınıfsal konumda bulunmasından kaynaklanmaktadır. Celal Şengör, kendisi de dahil hiç kimsenin inkâr edemeyeceği gibi bir burjuvadır ve gösterdiği refleksler, yaptığı çıkışlar mensubu olduğu sınıfın çıkarlarıyla tümüyle örtüşmektedir. Celal Şengör’ün kamuoyunda uyandırdığı sempatinin kaynağı da sınıfsal konumu sayesinde edindiği bol miktarda bilgi ve deneyimi ustalıkla çarpıtabilmesinde yatmaktadır.
  • Türkiye’de bilim okuryazarları arasında Celal Şengör’ü savunanların öne sürdüğü en önemli dayanak noktası, bir insanın bilim insanı kimliğiyle ideolojik kimliğinin birbirinden ayrı ele alınabileceği iddiasıdır. Ancak unutulan şey şu: Beşerin olduğu her şey ideolojiktir, bilimi üreten de beşerdir. Bugün Türkiye’de akademiye ve bilime bu kadar saldırı varken, iktidar sahipleri “Allah bizi okumuşların şerrinden korusun” duasına âmin derken, bilim insanlarının laboratuvarlarına kapanıp bilim üretme iddiasında bulunması gülünçtür. Celal Şengör de bu anlamda safını belirlemiş, zulme uğrayan akademisyenlerin arkasında durmamayı seçmiştir. Dolayısıyla akademisyenler ülkenin bilimsel ilerleyişi ve özlük hakları için direnirken, bunun karşısında duran Celal Şengör’ü salt bilimci olarak ele almak imkânsızdır. Türkiye’de jeoloji bilimine yaptığı katkı ne olursa olsun, bütünsel bakışla bu zihniyet Türkiye’de bilimin ilerlemesinin önündeki engellerden biridir. Zira, bilim jeolojiden ibaret değildir. Bilim insanı da laboratuvara kapanan bir robot değil, ülkenin aydınıdır. İnsanlık tarihinin en ilerici ve aydınlanmacı adımlarından biri olan Fransız Devrimine felaket diyen Şengör, aydınlanmanın ve modernitenin karşısında konumlanır.
  • 20. yüzyıla kadar bilimin aristokrasinin elinde olduğu doğrudur. Bu zamana kadar Şengör’ün “ayak takımı” olarak nitelendirdiği işçi sınıfının çalışma süreleri günlük 15 saate kadar ulaşıyordu. Bu durum, sınıfın düşünsel üretim yapmasının önünde büyük bir engeldi. Aydınlanma ve sınıf hareketlerinin başlamasıyla elde edilen kazanımlar eğitim hakkının ve sınıf içindeki düşünsel üretimin de önünü açtı, bu noktadan sonra işçi sınıfından çıkan bilim insanlarını da tarih sahnesinde görmeye başlıyoruz. İşçi sınıfına mensup genç bir bilim insanı olarak, ben de o gün verilen mücadeleler sonucu bugün bilim üretimine katkıda bulunabiliyorum. Bu noktada sormak gerekir: Celal Şengör bizim gibi “ayak takımından” çıkan bilimcilerin toplumu ilerletemeyeceğini düşünmekte midir? Ya da şöyle soralım: Uzaya ilk çıkan insan olarak bilim tarihine adını yazdıran ve bir çiftçinin çocuğu olan Yuri Gagarin, insanlığın ulaştığı birikime katkı sunmamış mıdır?

Tüm veriler ışığında, sınıfsal konumunun tüm imkanlarından faydalandığı takdirde burjuvazinin her üyesinin başarabileceği bir şeyi yapmış, başka bir alanda da benzer başarıları yakalayabileceği “kariyerini” bilimde değerlendirmeyi tercih etmiş olan Celal Şengör’ün, yine sınıfına yakışır bir biçimde aydınlanma düşmanı olduğu, bu nedenle de “aydın” nitelemesine layık olmadığı ortadadır. Söz konusu programda siyasi görüşlerini paylaşsın ya da paylaşmasın (ki Türkiye’de bilimin durumunun konuşulacağı bir programda bu ne kadar mümkündür, orası ayrı konu) bilimin tüm insanlar için olduğunu savunduğunu her platformda dile getiren Evrim Ağacı gibi bir oluşumda kendisine söz hakkı verilmesi her açıdan sorunludur.

Bu yazı yayına hazırlanırken Evrim Ağacı editörü Çağrı Mert Bakırcı’dan konuya şöyle bir cevap geldi.

Kaynaklar

[1] http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/prof-celal-sengorden-12-eylul-savunmasi-992231/

[2] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi-basaran/dingolarin-bilim-dunyasindan-acikli-haberler-1215524/

[3] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi-basaran/itu-rektorunun-mezuniyeti-kampus-disina-alma-ve-asistanlari-atma-karari-dogrudur-1215891/

[4] http://www.radikal.com.tr/turkiye/sansurlenen-yazinin-issiz-kalan-asistanlari-konustu-1216830/

[5] https://www.youtube.com/watch?v=Oy3uhtzBbvM&feature=youtu.be&t=1165

5 thoughts on “Genç bir bilim insanından Celal Şengör’e dair”

  1. 2–3 ayrik otu solcu istemiyor diye yayin mi yapilmayacakmis? Dunyanin neresinde var boyle fasizan bir sey. Once kendinizi dev aynasinda gormeyi birakin belki o zaman yaptiginiz bilime saygi duyariz.

    1. Birincisi celal şengör gibi zatları herkes ekrana çikarmakta özgürdur zaten bizler iktidarda değiliz ki yayina cikaranlari maddi vs yaptirim yapalim..işçi sınıfı bakışı ile eleştirmektir sadece

      İkincisi ise ,geçmişteki Bilim İnsanlarını aptal vs şeylerle hakaret eden, bir zatı ekrana çıkaranı eleştirmek çok doğaldır..

      Bilim ,kendini sürekli yenileyen bir olgudur ..
      Bu Newton’ un yasasını çürüten ya da başka koşullarda farklı bir yasanın mümkün olduğunu keşfeden Albert Einstain’ ın Newton’ a aptal demesini gerektirirmi sorusunu da cevaplanızı isterim…

      1. Önce konuşmayı öğrenin, ondan sonra tartışın. Dilini konuşmayı bilmeyen bir insanın bilimsel konularda yorumda bulunmasını doğru bulmuyorum. Dediğin kelimeler kendi aralarında bağlantısızken ben senin dediğinin akıllıca olduğunu neden düşüneyim ki?

  2. Öncelikle çok güzel sade ve anlaşılır bir yazı olmuş..
    Sözlerinize katılıyorum ve gerçektende bir Bilim İnsanı sadece elitlere hizmet ediyorsa o ne kadar bilgiye sahip olsada vicdanını dinlemediğinden insanliğa yarar değil zarar veriyordur..Tarihte Hitler için çalışan Bilim adamcıkları insanlara deney adı altinda işkence ve ölümden geçirmiştir..Benim gözümde de Celal Şengör gibi zavallı ve aşağılık adamciklarda faşizm için aynisini yapacak potansiyeldedir…Bu yüzden bu tarz insanlarin televizyon vb plartformlarda olması insanlığa zara veriyor..

    Ve dediğiniz gibi sınıfsal açıdan işçi sınıfinin iktidarı sağlandığinda tüm insanliga yarar sağlayan Bilim insanları saracaktır her yeri..Yani Sosyalizmi gerçek tüm Bilim İnsanları savunmak ZORUNDADIR…
    Yazilarınızı takip edeceğim.

    Not:Ve size cevap veren editör Çağrı Mert yazdığı yazıda hiçbir cevap veremediğini belirtmek istiyorum

  3. Merhabalar,
    Aydınlanma ile Sosyalizm çok farklı şeyler ve birbirine karıştırılmaması gerekir.

    Kahraman

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir