antik dna, başvuru, çek cumhuriyeti, doktora, moleküler biyoloji ve genetik, ostrava

Doktora başvuruları

2014 yılında araştırma görevlisi olarak başladığım Mustafa Kemal Üniversitesi’nde Türkiye’de taşra üniversitesi gerçeğiyle adam akıllı yüzleştim. Belki bir ara onları da yazarım. O zamanlar İstanbul Üniversitesi’nde iki farklı yüksek lisans programında kayıtlıydım, tez dönemindeydim ve her ikisini de aktif olarak yürütüyordum. Ancak Antropoloji Bölümündeki tezim yol kazasına uğrayınca (Türkiye Antropolojisindeki sorunlar bambaşka bir yazının konusu) Mustafa Kemal Üniversitesi Antropoloji Bölümündeki araştırma görevliliğim de anlamını kaybetmiş oldu, tüm planlamamı yapıp kısa süre içinde istifa kararını almam gerekiyordu. Hatta aynı sorunlar Moleküler Biyoloji ve Genetik alanında hazırlamakta olduğum tezi sürecini de etkiledi. Danışmanımla el ele vererek hepsinin üstesinden gelmiş olsak da oldukça yıpratıcı bir süreçti.
Tüm bunlar olurken, ben artık az çok yurtdışı doktorayı düşünmeye başlamıştım. Ancak önemli bir sorun vardı: İyi bir ortalama gerekiyordu ve benim lisans ortalamam bu iş için olabilecek en alt seviyenin bile altındaydı. Ayrıca Türkiye’de yıllarca İngilizce öğrenmiş olsak da yurtdışında geçerli TOEFL, IELTS gibi bir İngilizce puanım yoktu. Dolayısıyla tüm başvurularda 3-0 yenik durumdaydım!
Yine de büyük bir özgüvenle! CV ve niyet mektubu hazırlama ve referans toplama işine giriştim. Aynı zamanda lisans tezimden beri devam ettiğim antik DNA alanında çalışan hocaları listelemeye başladım. Ortalamamdan dolayı başvurduğum doktora pozisyonlarından ilk aşamada elenmem kesin gibiydi. Ben de hocalarla birebir yazışarak kendimi anlatmaya başladım. Çünkü hocaların proje burslarını almam kurumların sağlayacağı burslardan daha mümkün görünüyordu. Tabi bir yandan da Nature Jobs, Evoldir gibi sitelerden pozisyonları her gün takip ediyordum. Şimdi kontrol ettim, ilk mailimi 27 Ekim 2014’de atmışım. O tarihten sonra kabul alana kadar 50’den fazla mail atmışım. Aslında ben 200’den fazla mail atmayı göze almıştım. Zaten bir yerden sonra her güne bir maille başlıyordum.
Bir yandan doktora kovalarken diğer yandan Mart-2015’te Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünde yüksek lisansımı tamamladım. Bir noktadan sonra, artık doktora pozisyonu bulamayacağıma ikna olmuştum. İkinci planım, yurtdışında teknik pozisyon aramaktı. Bu şekilde, yurtdışı deneyimim olduğundan doktora başvurularında elim güçlenebilirdi. O andan itibaren attığım maillerde, doktora pozisyonunun yanı sıra teknik pozisyon sağlayıp sağlayamayacaklarını da sormaya başladım. Çoğunlukla geri dönüşler “maddi kaygılardan dolayı red” şeklindeydi ve hepsi oldukça kibardı. Hiç kimse ortalamamı yüzüme vurmadı 🙂 İşin komiği, Cambridge’den eğer burs bulabilirsem beni kabul edebileceğini söyleyen bir hoca bile bulmuştum.
Bu hengâmede, Almanya’da Max Planck İnsan Tarihi Bilimi Enstitüsü’nün Jena’da açıldığını öğrendim. Enstitünün direktörünün uzun zamandır çalışmalarını takip ediyordum, hemen kendisiyle yazıştım ve baharda doktora pozisyonu açılacağını öğrendim. Tabi bu pozisyonu beklerken mailleşmelerim devam ediyordu. Mayıs ayında pozisyon açıldı, ilk başvuranlardan biriydim. Ancak daha önce Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsünden yediğim red, bu pozisyonda da çok umutlu olmamam gerektiğini gösteriyordu. Dolayısıyla ben hız kesmeden mailleşmelere devam ediyordum.
Artık Mayıs ayının ortaları geldiğinden, doktora için A’dan Z’ye planlama yapıyordum. İstanbul Üniversitesi’ne başvurumu yapıp tez aşamasını yurtdışında geçirmek ilk düşüncemdi. Yine de o arada bir pozisyon bulursam gidecektim. Tam bu sırada Nature Jobs’tan istediğim alanda doktora pozisyonu açıldığına dair bir mail aldım. Çek Cumhuriyeti’nde Ostrava Üniversitesi, Antropogenetik alanında doktora yapacak öğrenci arıyordu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir